Arşiv SAĞLIK

Ağız ve diş bakımında 30 hata

İSTANBUL (İHA) – Ağız ve diş sağlığı konusunda farkında olmadan yaptığımız hatalar, kimi zaman telafisi çok güç sonuçlar doğurabiliyor. Buna rağmen, toplumumuzda her konuda olduğu gibi diş bakımı konusunda da kulaktan dolma bilgilerle hareket etmek oldukça yaygın.

Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, ağız ve diş bakımında doğru bildiğimiz yanlışlar ya da yanlış bildiğimiz doğruları şöyle sıraladı:

“1- Sert diş fırçası daha iyi temizler. (YANLIŞ)
Dişleri iyi fırçalamak; fırçanın sertliğiyle değil, fırçalama tekniğiyle ilgilidir. Genellikle orta sertlikte diş fırçaların kullanılması uygundur. Çok sert fırçalar, dişleri aşındırabilir.
2- Bastırarak fırçalamak daha iyi temizler. (YANLIŞ)
Bastırarak fırçalamak; dişleri temizlemek yerine, “fırça çürüğü” dediğimiz aşınmalara neden olur. Dişlerin mine tabakası aşındığı için, alttaki sarı tabaka ortaya çıkar ve dişler daha sarı gözükür. Ayrıca sert fırçalamak, dişlerde hassasiyete ve diş eti çekilmesine neden olur.
3- Beyazlatıcılı diş macunları dişlere zarar verir, zamanla aşındırmalara sebep olur. (DOĞRU)
Diş beyazlaştırıcı olarak piyasada satılan macunlar aslında dişleri beyazlatmaz. Ayrıca antitartar veya sigara içenlere yönelik üretilen diş macunlarında da yoğun miktarda aşındırıcı maddeler olduğu için uzun süreli kullanımda diş minesine kalıcı zararlar verebiliyor.
4- Karbonat ve tuzla fırçalamak dişleri beyazlatmaz. (DOĞRU)
Karbonat ve tuz, iri granüllü maddeler olduğu için dişin mine tabakalarını çizer ve aşındırır. Bunun sonucunda dişler parlaklığını kaybeder ve yiyip içtiğimiz besinlerle, dişler daha kısa zamanda doğal rengini kaybeder.
5- Diş macununu fazla kullanmak dişleri çizer. (YANLIŞ)
Dişlerin mine tabakasının çizilmesi; macunun fazla kullanılmasıyla ilgili değil, kullanılan macunun granüllerinin büyük olmasıyla ilgilidir. O yüzden granülleri büyük olan macunların uzun süreli kullanımından kaçınılmalı. Fırçanın üzerine konulan macunun miktarı ise “mercimek tanesi” büyüklüğünde olmalı.
6- Dişler, macun ve fırça ıslatılarak fırçalanmalı. (YANLIŞ)
Diş fırçası, fırçalamaya başlamadan önce ıslatılmamalıdır. Çünkü fırça kılları ıslatılınca, sertliğini kaybeder. Macunun köpürmesi için de yeterli sıvı ağızda mevcuttur.
7- Dişler kahvaltıdan önce fırçalanır. (YANLIŞ)
Dişler günde en az iki kez, kahvaltı ettikten sonra ve yatmadan önce fırçalanmalı. Dişler fırçalandıktan sonra, dilin üst yüzeyi de yumuşakça dili tahriş etmeden fırçalanmalı.
8- Estetik diş doğuştan olur, çarpık dişten kurtuluş yok. (YANLIŞ)
Dişte şekil bozukluğunu düzeltme, dişler ağızda mevcut olduğu sürece her yaşta uygulanabilir. Ortodontik tedavi ya da porselen kaplama (lamina) sayesinde; dişler mevcutsa, her yaşta düzeltme yapılarak, güzel görünen dişlere sahip olunabilir.
9- İmplant çene kemiğine en uygun şekilde seçilir ve uzman hekim yaparsa düşme riski yüzde 1 oranına kadar düşer. (DOĞRU)
10- Bütün dişleri çekip yerine implant yerleştirilebilinir. (YANLIŞ)
İmplant’ı, eksik olan dişlerin yerine çene kemiğine yerleştirilen yapay diş kökleri olarak tanımlayabiliriz. İmplant uygulaması sadece, yara iyileşmesini etkileyen bir sistemik hastalık ile kontrol altında olmayan kalp ve şeker hastalığı söz konusu ise yapılmaz.
11- Dişleri çamaşır suyu gibi temizlik ürünleri ile fırçalamak dişleri asla beyazlatmaz, çok sağlıksızdır. (DOĞRU)
Diş beyazlatma işlemi, mutlaka bir diş hekiminden profesyonel yardım alınarak yapılmalıdır. Kulaktan dolma bilgilerle diş beyazlatmaya çalışmak son derece yanlıştır.
12- Beyazlatma (bleaching) dişleri daha da sarartır. (YANLIŞ)
Beyazlatma işlemi, normal diş rengini daha da açmak için yapılır. Beyazlatmanın ilk yapıldığı dönemlerde kahve, çay ve sigara gibi dişleri renklendirecek etkenlerden uzak durmak gerekir. Beyazlatmayı yapacak hekimin tavsiyelerine uyulursa, beyazlatmanın hiçbir yan etkisi yoktur.
13- Diş taşı temizliği dişin minesine zarar verir. (YANLIŞ)
Diş taşı temizliği, uzman bir hekim tarafından doğru uygulandığı takdirde minenin zedelenmesine neden olmaz. Çünkü diş taşı temizliği işleminde diş dokusuna zarar verilmeden, diş yüzeyine ait olmayan oluşumlar (plak, diş taşı) uzaklaştırılır.
14- Diş taşları temizlendikten sonra daha çok diş taşı oluşur. (YANLIŞ)
Dişleri düzenli ve doğru fırçalamak diş taşı oluşumunu engeller. Altı ayda bir diş hekimi kontrolü sayesinde, iyi fırçalayamadığımız alanlarda oluşan diş taşları, hekim tarafından temizlenmiş olur. Bunun da dişe hiçbir zararı yoktur.
15- Ağız kokusu herkeste olur ve geçmez. (YANLIŞ)
Ağız kokusu; çürük diş, diş eti hastalığı, sindirim sistemi ile ilgili rahatsızlıklar, sinüzit yahut üst solunum yolu enfeksiyonlarından kaynaklanabilir. Bu hastalıkların tedavisi sonucunda ağız kokusu önlenebilir.
16- Diş röntgeni doğada alınan radyasyondan daha azdır. (DOĞRU)
Diş röntgenleriyle alınan radyasyon oldukça azdır. Bu radyasyon doğada alzi büyük olan macunların uzuınan radyasyondan daha azdır.
17- Hareketli protezler çamaşır suyuna konursa beyazlar. (YANLIŞ)
Hareketli protezleri çamaşır suyuna koymak zararlıdır. Çamaşır suyu, protezin kırılganlığını artırır, ömrünü azaltır. Protezler için özel temizleme tabletleri vardır ve onlar kullanılmalıdır.
18- Çekilen 20 yaş dişinin yerine diş yaptırmaya gerek yoktur. (DOĞRU)
20 yaş dişi çekildiyse, yerine protez diş yaptırmak gerekmez.
19- Diş fırçalarken diş etlerinin kanaması iyidir. (YANLIŞ)
Diş fırçalarken görülen kanamalar, diş eti iltihabının belirtilerinden biridir. Vakit geçirmeden bir diş hekimine başvurmak gerekir. Diş etlerinin, kanamadan dolayı fırçalanmaması sonucu, mevcut iltihabi durum şiddetlenecektir. Hastalar kanama olan bölgeyi daha iyi fırçalamalı ve diş hekimine tedavi için başvurmalı.
20- Diş ağrıyınca dişin üzerine aspirin, tütün, kolonya, rakı ve tuz koymak ağrıyı keser. (YANLIŞ)
Alkol ve alkol içerikli maddelerin diş ve dişeti bölgesine uygulanması sonucu dişetlerinde “alkol-aspirin yanığı” denilen komplikasyonlara neden olur. Dişlerin üzerine uygulanan diğer maddelerin (tütün, tuz gibi) de ağrı kesici özellikleri yoktur. Ağrı, ancak mevcut sorun giderildiğinde ortadan kalkar
21- Çekim için kullanılan lokal anestezikler morfindir ve bağımlılık yapar. (YANLIŞ)
Diş hekimliğinde kullanılan lokal anestezik maddeler morfin içerikli değildir ve alışkanlık yapmaz. Morfin, tıp alanında sınırlı vakalarda kullanılan bir ilaçtır.
22- Anestezi yurtdışından gelen morfinle yapılırsa ağrımaz. (YANLIŞ)
Günümüzdeki lokal anestezik maddeler belli standartlarda üretilmiştir. Avrupa malı olmasına gerek yoktur.
23- Erkek ya da bayan diş hekimleri arasında bir fark yoktur. Erkek daha iyi diş çeker diye bir durum yoktur. (DOĞRU)
24- Süt dişleri daimi dişlere sürme rehberliği yapar, zamanından önce dişler çekilmez. Süt dişleri düşecek de olsa dolgu yapılmalıdır. (DOĞRU)
Süt dişinin erken çekimi, alttan gelen daimi dişlerde çapraşıklığa ve çene kemiği gelişiminde bozulmalara neden olur. Bu nedenle düşecek de olsa dolgu yapılmalıdır.
25- Hamilelikte dişten kalsiyum çekildiğinden, dişetleri kanar. (YANLIŞ)
Hamilelik dönemindeki diş eti kanaması, dişten kalsiyum çekilmesi nedeniyle olmaz. Kanamanın nedeni, ağız bakımının yeterli sağlanmaması halinde hamilelikteki hormonal değişiklikler sonucu dişeti iltihabının oluşması veya mevcut dişeti iltihabının şiddetlenmesidir.
26- Her hamilelik bir diş götürür. (YANLIŞ)
Her hamilelikte diş kaybının gerçekleşmesi söz konusu değildir. Ağız bakımının tam olarak sağlanamaması, tedavi edilemeyen çürüklerin varlığı ve diş eti hastalıklarının ilerlemesi durumunda diş kayıpları görülür
27- Hamilelikte diş tedavisi bebeğe zarar verir. (YANLIŞ)
Aciliyet gerektiren diş tedavileri, hamileliğin her döneminde yapılabilir.
28- Çürük diş çekildikten sonra pis kan akıtılmalıdır, çekilen dişin yerini kanatmak iyidir. (YANLIŞ)
Diş çekiminden sonra, çekim boşluğuna hastanın yaptığı müdahaleler sonucu bölgenin sürekli kanatılması ya da pıhtının uzaklaştırılması, diş çekimi yapılan yerin iltihaplanmasına neden olur. Oluşan pıhtı korunmalıdır.
29- Diş teli sadece çocuklarda değil yetişkinlerde de kullanılır. (DOĞRU)
Ortodonti (tel tedavisi) alanındaki son gelişmeler sayesinde; tel tedavisi sadece çocuklara değil, erişkin hastalar için de uygulanabilir.
30- Ağrıyan dişi çektirip kurtulmak çözüm değildir. Dişi tedavi ederek mümkün olduğunca ağızda tutmak gerekir. (DOĞRU)
Çürük diş için mümkün olan her türlü tedavi uygulanmalı. Çünkü ne fonksiyon, ne de estetik yönünden hiçbir protez kendi dişinizden daha iyi olamaz”.

Yorum Yapın

Beyin nasıl beslenir ?

İnsan , beyin fonksiyonlarının   gelişmiş olmasıyla diğer canlılardan ayrılır.Günümüzde kötü beslenmenin beyinde yaptığı tahribatlar ispatlanmıştır. Hastalanmadan önce,sağlığı korumaya yönelik beslenme ucuz, pratik ve yan etkisizdir. Ciddi bir hastalığın tedavisi  hem zor hem de masraflıdır. Bunun için doğru beslenerek  beynimizi hastalıklardan korumak önemlidir. Nörolog Doç. Dr. Serdar Dağ, Mynet okurları için yazdı.

Tabiat, her türlü sıkıntının ve acının  çaresini bünyesinde barındırır. Doğadaki meyveler,  sebzeler, şifalı bitkiler,baharatlar ve hayvansal gıdalar, bizleri daha sağlıklı ve daha mutlu kılmak içindir.

BEYİN BESLENEBİLİR Mİ?
Beyin, kanla beyne götürülen besin maddeleri ile beslenir.Normal koşullarda beynin tek enerji kaynağı glukoz yani şekerdir. Şeker düzeyinin beyinde azalmasına bağlı olarak, şuur kaybından, komaya kadar bir çok belirti oluşabilir. Bunun yanında beyinde  şeker düzeyinin artması da tahribata yol açar. Beyni besleyen ve hastalıklardan koruyan besinler şunlardır…
1-B Vitamini  : Bu vitamin başlıca et, balık, yağsız süt, yoğurt, muz, yeşil yapraklı sebzeler ve kuru baklagillerde vardır. Bu besinleri makul düzeyde tüketmek önemlidir. Eksikliğinde, beyin ve beynin emirlerini uygulayan sinir sisteminde çeşitli derecede hasarlar oluşur. El ve ayaklarda yanma, iğnelenme, duyu kusuru… gibi belirtiler oluşur.

2-E Vitamini: Vücudumuz da depo edilebilen bu vitaminin eksikliği yıllarca  gizli kalabilir.Bu süre erişkinlerde 15-20 yıl ,çocuklarda,2-3 yıl kadardır.E vitamini başlıca, havuç, ıspanak, çilek, domates ve koyu yeşil yapraklı sebzelerde, yer fıstığı,bitkisel yağlar ve buğdayda bulunur. Bu vatamin, hafıza ve öğrenme gücünü arttırdığı gibi,eksikliğinde, el ve ayaklarda duyu kusuru, kuvvet kaybı, dengesizlik..gibi belirtiler yapabilir.

3-A Vitamini: Balık yağı, tereyağı, krema, peynir yumurta sarısı, havuç patates,  brokoli, yeşil yapraklı ve sarı sebzelerde, tahıllarda, kayısı da bulunur. Eksikliğinde,ışıkta görme azalır, fazla alımı ise, beyinde sıvı birikmesine yol açar.

4-D Vitamini: Karaciğer, balık, yumurta, tereyağı ve mantarda bulunur. Bu vitaminden vücudumuzun faydalanabilmesi için güneş ışığı gereklidir. Eksikliğinde, kaslarda kuvvet kaybı, ağrı ve dengesizlik görülebilir.

5-Karbonhidratlar ve yağlar: Unlu mamuller, baklagiller, patates, tatlılar, şekerler, muz, elma, karbonhidrat bakımından zengin besinlerdir. Beynin eneriji kaynağı olan glukoz yani şeker bu gruptandır. Yağlardan özellikle balık yağlarından omega-3, bitkisel yağlarda bulunan omega-6 hayati önem taşır. Bu yağlar, alzheimer hastalığına, baş ağrılarına, konsantrasyon bozukluğuna iyi gelir.
6-Proteinler: Vücutta bu vitamin depo edilmez.Özellikle bebeklikten,ergenliğe kadar yeterli protein almak gerekir.Yetersiz protein alma beyin gelişmesini önler, zeka geriliği yapar.
7-Su: Vücudumuzun, büyük  oranı sudur.Özellikle yaşlılık döneminde eksik su alımı beyin fonksiyonlarını zayıflatır, şuur bulanıklığı yapar.

ÇOCUKLARDA  HANGİ  BESİNLER BEYNİ BESLER?
Beyin gelişimi anne karnında başlar 5 yaşına sürer.Entellektüel  gelişimi ise yaşam boyu sürer.Doğumun ilk yılında beyin için lazım olan tüm besinler anne sütünde vardır.Daha sonraki dönemlerde   başta süt olmak üzere  yumurta,et,balık,kuru baklagiller ,yeşil yapraklı sebzeler,mevsim meyvelerini tüketmek gerekir.Çocukluk döneminde  beyin gelişimi hızlıdır.Saydığım gıdaların eksiksiz alınması gerekirse vitamin takviyesi yapılması beyni besler,ileriki dönemde yaşam kalitesini artırır.Fast food türü gıdaların tüketilmesi aşı kilo,vücud direncinde düşme ve hafıza zayıflığı yapa

YAŞLILIK DÖNEMİNDE BEYİN  BESLENMESİ NİÇİN ÖNEMLİDİR?
Beyin ,kanla taşınan besin maddeleri ile beslenir.İleri yaşlarda,beyne giden damarların yapısı yıpranmasına ve kan akımının azalmasına bağlı olarak besinlerden yararlanabilme kapasitesi düşer.İleriki  yaşlarda  beynin besin ihtiyacı değişir.Çoçukluk ve erişkin dönemindeki beslenme düzenini,ileri yaşta sürdürürsek,beyin fonksiyonları açısından fayda elde edemiyeceğimiz gibi,bir çok sağlık sorununa davatiye çıkarmış oluruz.

Yaşlılıkta,şeker hastalığı,yüksek tansiyon,kolesterol yüksekliği….gibi sistemik hastalıkların oluşması hekim tarafından bazı besin maddelerinin yasaklanmasına sebep olur. Fakat  beslenmede asıl amaç yaşa uygun gıdalar alarak,hastalıkları önlemektir.

Yaşlılıkta :kırmızı etten kaçınmak,bunun yerine,özellikle balık ve katkı maddesi ile beslenmemiş tavukla et ihtiyacıkarşılanmalıdır.Bol oranda yeşil sebze tüketilmelidir.Şekerli,aşırı tuzlu,unlu maddeler,pirinç  pilavı ,beyaz ekmek,tüm tatlılar mümkün olduğu kadar beslenmeden çıkarılmalıdır.
İleri yaşta: makul ölçülerde süt ve yoğurt,taze meyve ve sebze,kuru baklagiller,balık veya balık yağı,kepekli ekmek tüketmekte fayda vardır.Bunun yanında hekime danışılarak takviye vitaminler ve bitkisel ilaç takviyeleri alınabilir.

SIKÇA GÖRÜLEN BEYİN KÖKENLİ HASTALIKLARDAN KORUNMAK İÇİN  NASIL BESLENELİM?
Beyin hastalıklarının oluşmasında  tansiyon,yüksek şeker..gibi hastalıkların,genetik yapı ve çevresel etkenlerin varlığı tartışılmazdır.Yaşam için gerekli olan gıdaların, yeterli ve doğru alınması, bir çok hastalığın oluşumunu engeller. Birkaç örnek  verirsem:

Beyin yaşlanmasını yavaşlatmak için: Arı poleni,üzüm çekirdeği,A,E,C ve B vitamini,balık,yeşil çay,baharatlardan,biberiye,zencefil,dereotu,fesleğenve bir tür bitki türü olan gingo biloba faydalıdır. Doğal yetişmiş  yeşil yapraklı sebzeler ,taze mevsiminde yetişmiş meyvelere ağırlık verilmelidir.

Unutkanlık ve hafıza zayıflığı için: Bvitamini,balık ve balık yağı, E ve C viamini, gingo biloba, ada çayı, yeşil çay, meyve çayları, kahve, çay, biberiye, zencefil, karabiber faydalıdır. Özellikle kakulenin, beyni canlandırıcı etkisi vardır.

Felç olmamak için: Çocuk yaştan itibaren, yağ, şeker ve unlu yiyeceklerden kaçınmak, hayvansal gda olarak, balık, tavuk, süt ve yoğurt tüketmek, bol sebze ve meyve yemek sıradan, alkolden fast food tarzı gdalardan uzak durmak, kilo almamak kişiyi korur.

Uyku bozukluğu: Bol sebze ve meyve tüketimi yapılmalı, yoğurt ve süt dışında hayvansal ağırlıklı gıdalardan kaçınılmalıdır. Melisa ağırlıklı içinde anason ve papatya bulunan çaylar uykusuzluğa iyi gelir. Kahve, çay ve asitli içecekler akşam alınmamalıdır..

Stres: Beslenmede özellikle B vitaminleri bolca tüketilmelidir. Badem, tahıl ürünleri, makarna, irmik, zeytinyağlı yemekler,taze süt ürünleri, meyve suları, balık tüketmek strese iyi gelir. Bunun yanında fesleğen, limon, nane, gül suyu tavsiye edilir…

Yorum Yapın

Japonlar, meme kanserini bastıran bir enzim buldu

Hong Kong (AA)- Japon bilim adamları, meme kanserini bastırdığını düşündükleri bir enzim bulduklarını bildirdi.

Nature Cell Biology dergisinde yayımlanan makalede, CHIP enziminin, kansere yol açan proteinlerin sayısını azaltarak, hastalığın yayılmasını önleyebildiği belirtildi. Bilim adamları, farelere, biri CHIP enzimi taşıyan, diğeriyse taşımayan
iki çeşit insan meme kanseri hücresi zerk ettiler. Araştırma sonunda, CHIP enzimli hücrelerin bulunduğu farelerdeki tümörün,
enzimin bulunmadığı farelere oranla çok daha küçük olduğu belirlendi. Araştırmayı yapanlardan Junn Yanagisawa, “Vardığımız sonuç, CHIP proteininin meme tümörünün büyümesini ve metastazı önlediğidir” dedi. Meme kanseri tedavisinde, tümördeki CHIP proteini seviyesini ölçmenin, tedavi açısında önemli bir bilgi sağlayacağını belirten Yanagisawa, “Dahası, CHIP proteini seviyesini ve faaliyetini artıran yeni bir tedavi yöntemi bulunabilir” dedi. Meme kanseri, akciğer kanserinden sonra en yaygın kanser türü.

Yorum Yapın

Astım düzenli tedavi ile kontrol altına alınabilecek

ÇANAKKALE (İHA) – Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. N. Arzu Mirici, astımın dünyanın her yerinde ve her yaşta görülebileceğini belirterek, düzenli bir tedavi ile hastalığın kontrol altına alınabileceğini söyledi.
Astım hastalığının bölgelere ve yaşa göre görülme sıklığının değiştiğini belirten Prof. Dr. N. Arzu Mirici, “Özellikle sanayileşmiş ya da bitki örtüsü zengin bölgelerde ve 20-35 yaş kuşağında astımlı hastalara daha sık rastlanabiliyor. Astım, akciğerlerin içindeki solunum yolları yani bronşların kronik bir hastalığıdır. Genellikle nefes darlığı, hırıltılı/hışıltılı solunum, öksürük ve göğüste sıkışma hissi gibi belirtiler gösterir. Bu belirtiler devamlı değildir, aralıklı olarak artar ve daha sonra tekrar düzelirler. Belirtiler her hastada aynı şekilde ve aynı ağırlıkta olmaz. Genellikle erişkinlerde nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum yakınmalarının üçü bir arada bulunurken, çocuklarda tek başına uzun süreli öksürük astımın habercisi olabilir. Bazı hastalar sadece tozdan dumandan “rahatsız” olur, bazı hastalar ise, acilen doktora başvuracak kadar daralırlar ve tedaviye ihtiyaç duyarlar. Her yaş kuşağında “sık sık grip olma”,” gribin bir türlü geçmemesi”, “gribin uzun sürmesi” gibi tanımlamalar da astım habercisi olabilir. Şüphe edilen hallerde astım tanısı koymak için, hastanın yakınmalarını ayrıntılı olarak dinlemek, kaydetmek ve nefesin ölçülmesi gerekir” dedi.
Solunum testi yapılarak nefes ölçümü yapmadan astım tanısı koymanın mümkün olmadığını da belirten Prof. Dr. N. Arzu Mirici, “Bu test hastalığın cinsini, ağırlığını ve verdiği zararları gösterir. Tanı konulduktan sonra da her aşamada testler tekrar edilerek yapılan tedavinin ne kadar fayda verdiği izlenmelidir. Tedaviye başlamadan önce, astımın nedenlerinin ortaya konulması önemlidir. Bunların başında allerji, hava kirliliği ve üst solunum yollarının sinuzit ve benzeri enfeksiyonları gelmektedir. Allerji, astımın nedenlerinden biridir. Her astımda allerji olması şart değildir. Ancak allerjik astım olduğu anlaşılırsa, mutlaka buna göre tedavi edilmelidir. Ev tozu, evcil hayvanlar, ağaç, çayır/mera bitkileri, mantarlar ve bazı besinler allerjiye neden olabilirler. Bu durum saptanarak tedavi edilmelidir. Astımlı hastaların yaşadıkları ortamın da hastalık açısından düzenlenmesi gerekir. Bu amaçla bazı özel temizlik yöntemleri ve maddeleri kullanılmaktadır. Özellikle yatak odasında bulunan eşyaların da bu açıdan gözden geçirilmesi gereklidir. Tedavi mümkün olduğu kadar az ilaç kullanarak ve solunum yolu ile yapılmalıdır. Devamlı ilaç kullanma halinde hastanın zarar görmemesi ancak bu şekilde sağlanabilir. İlaçların doz ve aralıkları mutlaka doktor tarafından düzenlenmeli, hasta kendi görüşüne göre ilacının dozunu, cinsini ve kullanma sıklığını değiştirmemelidir. Hekim olmayan kişiler tarafından dile getirilen “ilaçlar alışkanlık yapar”, “şişmanlatır”, “akciğerleri çürütür” gibi görüşler dikkate alınmamalıdır. Astımlı kişiler mutlaka doktor kontrolünde tedavi görmelidir. Astım ancak düzenli tedavi ile kontrol edilebilir bir hastalıktır” dedi.

Yorum Yapın

Beyin egzersiz oyunları Alzheimer’ı önlemiyor

Nicole Kidman ve Julie Walters gibi ünlüler kullanılarak yapılan reklamlarda, elde taşınabilen bilgisayar oyunlarının “beyni uyardığı” ve “pratik zekayı geliştirdiği” öne sürülüyor. ABD’deki sağlık kuruluşu Lifespan tarafından yaptırılan ve “Alzheimer’s and Dementia” dergisinde yayımlanan araştırmada ise, “Beyin egzersiz programlarının, sağlıklı yaşlılarda idraki değişimleri ertelediği veya yavaşlattığına dair hiçbir delilin bulunmadığı” anlaşıldı. Araştırma başkanı Peter Snyder, işe yaradığıyla ilgili kuvvetli kanıt olmadığı halde beyin egzersiz ürünleriyle ilgili devasa bir küresel pazarın bulunduğuna dikkat çekti. Snyder, hatta bazı ürünlerin Alzheimer hastalığıyla savaşacak bir silah gibi sunulduğunu söyledi. Fransız araştırmacılar da geçen ay, beyin egzersiz oyunlarının beyin gücünü harekete geçirmek ve hafızayı canlandırmak için bir kalem ve kağıttan daha fazla işe yaramadığını belirtmişlerdi.

Yorum Yapın

Hipnozla dişçi koltuğundaki korkulara son

ANKARA (İHA) – Dişçi koltuğundaki korkular artık hipnozla sona eriyor. İğnesiz, ağrısız, sadece hipnozla diş çekiminden kanal tedavisine kadar bütün diş hastalıklarının tedavisini yapan Diş Hekimi Dr. Zekiye Dikmen hastalarından da oldukça olumlu tepkiler alıyor.
Diş Hekimi ve Hipnoterapist Zekiye Dikmen, İHA’ya diş tedavisinde uyguladığı hipnoz yöntemini anlattı. Büyük küçük herkesin en büyük korkuları arasında diş hekimine gitmek olduğunu belirten Dikmen, hipnoz yöntemi ile hastanın dişçi koltuğundaki korkularının sebeplerini de ortaya çıkardıklarını söyledi. Dikmen, hipnoz yaparken hastaların çok rahatladığını belirterek, “Dişe gelen hasta geçmişten gelen bir korkuyu getiriyor. Koltuk korkusu, eldiven korkusu, kan kokusunun korkusu oluyor. Hipnozla geçmişteki korkuyu da bertaraf ediyoruz. Hasta geçmişteki korkusundan da arınıyor. Eskiden tedirgin olarak gelen hastaların korkuları gitmiş ve rahatlamış bir şekilde bir sonraki seansa geliyorlar” dedi.

Hastalığın bir anlamda geçmişlerine indiklerini anlatan Dikmen, hastanın dişçi koltuğundaki korkusunun asıl sebebini de ortaya çıkardıklarını söyledi. Hastaların kendileri ile işbirliği yaptığı sürece hipnozu yaptıklarını ifade eden Dikmen, sonuçların daha iyi olduğunu kaydetti. Dikmen, her yaş grubundan hastalarının bulunduğunu ifade ederek, “Koltuktan korkan, hiç oturmayan çocuklarla birlikte eğlenceli bir şekilde uygulama yapıyoruz. Buradan ağlayan bir çocuk kalkmıyor” şeklinde konuştu.
Hipnoz yöntemini uygulatan Yüksel Coşgun da dişe yapılan iğneden çok korktuğunu söyleyerek, “Hipnoz sayesinde bütün tedirginliğimi ve korkularımı attım. Her yönden rahatım çok faydasını gördüm. Şu an mutluyum. Hipnoz sırasında da hiçbir ağrı sızı hissetmiyorum. Sanki kendi yatağımda yatar gibi oldum” dedi.

Yorum Yapın

Boyun ağrısına dikkat

Araştırmalara göre, yetişkin insanların yarısının yaşamlarında en az bir kez boyun ağrısı atağı geçiriyor
Her boyun ağrısı fıtığa bağlı değil ve boyun ağrıları özellikle mekanik nedenler ve omurga hastalıklarına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Beyin Omurilik ve Sinir Cerrahı Doç. Dr. Volkan Aydın, boyun ağrısı ve boyun fıtığı ile ilgili bilgi verdi.

En sık görülen boyun ağrısı tipi, mekanik boyun ağrısı. Nedeni ise boyunu etkileyen küçük travmalar, zedelenmeler. Özellikle gün boyu masa başında eğik pozisyonda çalışan kişilerde bu yakınmaya çok sık rastlıyoruz.

Ağrı başa,omuzlara ve kollara yayılabilir. Bu ağrı 2-3 gün içerisinde giderek azalır ve 1-2 hafta içerisinde kaybolur. Bazen ağrı uzun dönemde kronikleşebilir ve zaman zaman akut ataklar halinde şiddetlenebilir. Ağrının kola ve ele yayılması veya uyuşukluk hissinin varlığı, sinir kökü basısının, yani boyun fıtığının belirtisi olabilir.
Tedavi için başlangıçta boyun hareketleri ağrılı olduğu için kişi boynunu hareketsiz tutmak ister. Ancak boyun kaslarının kasılmasına bağlı sertleşmenin oluşmasını önlemek amacıyla, ağrının izin verdiği ölçüde, derecesini sürekli artırarak doğal hareketler yapmak gerekir. Bu süre içerisinde ağrının şiddetini azaltmak için de, ağrı kesici- kas gevşetici ilaçlar öneriyoruz. Boyun hareketlerinin en kısa sürede normale dönmesi, ağrının kronikleşmesini engelleyecektir.

Her ağrı fıtık değil
Her ağrıyı fıtıkla karıştırmamak gerekir. Boyun fıtığı, sinir kökü üzerine baskı yaptığı için özellikle omuza ve kola vuran ağrıya yol açar. Kol ağrısı, sinir köklerine bası söz konusu olduğundan çoğunlukla boyun ağrısından daha şiddetlidir. Sinir köklerine olan basının şiddetiyle ilişkili olarak, kol ve el kaslarında güçsüzlük ve/veya uyuşukluk oluşabilir.
İlk hafta şiddetli olan ağrı 2-3 hafta içerisinde azalarak ortadan kaybolur. Bu süre içerisinde ağrının şiddetini azaltmak için ağrı kesici- kas gevşetici ilaçlar önerilir. Bazı hastalar fizik tedaviden de ciddi yararlar sağlayabilirler. Boyunluk doktor önerisi ile kullanılabilir.

Modern zamanlar ağrılarda etkili
Boyun fıtığı, günümüzde bilgisayar kullanımının yaygınlaşması, ofiste masa başında uzun süre aynı pozisyonda çalışmak, spor yapmaya zaman ayıramamak, kısacası hareketsiz bir yaşamla birlikte giderek artan sıklıkla karşımıza çıkıyor. Ağrının kendiliğinden iyileşmesi, hastalığın ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Hastanın tekrar aynı ağrı atağına yakalanmaması için, boynunu koruması ve boyun kaslarını güçlendirmek için önereceğimiz egzersizleri yapması gereklidir.
Günümüzde boyun fıtığı ameliyatlarında, deneyimli ellerde, gelişen yeni teknikler ve mikroskop yardımıyla, son derece yüzgüldürücü sonuçlar alınmaktadır.
Yaklaşık 30-40 dk süren bu ameliyat sonrasında hasta uyandığında, kol ağrısının dramatik olarak yok olduğunu fark eder. Birkaç saat içinde yürümeye başlayabilir ve aynı akşam ya da ertesi sabah taburcu olabilir. Yaklaşık 1 hafta sonra da işine geri dönebilir.

Yorum Yapın

TEB: ”Tansiyon ilaçlarında muadil uygulaması kaldırılmalı”

Türk Eczacıları Birliği’nden (TEB) yapılan açıklamada, ”Diüretik içeren ve içermeyen tansiyon ilaçlarının eşdeğer kabul edilmesine yönelik uygulamanın yürürlükten kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz” denildi.
Açıklamada, muadil ilaç verilmesinin, eczacının yetki ve sorumluluğunda olan bir konu olup aynı zamanda mesleki bir hak olduğu ifade edildi.
”Eşdeğer ilaç kullanılması uygulamasını destekliyoruz ancak SGK’nın bilimsellikten uzak, hasta sağlığını tehdit eden, tasarruf amaçlı bu uygulamasını kabul etmemiz meslek etiğimiz açısından mümkün değildir” denilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
”Halkımız gerek tansiyon ilaçlarıyla gerekse diğer ilaçlarla ilgili her türlü konuda, ilaç konusunda en bilgili ve yetkin kişi olan eczacısının sözüne güvenmelidir. Çünkü ilaç ve sağlık, üzerinde keyfekeder uygulamaların yapılamayacağı çok hassas bir konudur. Tüm bunların ışığında bizler diüretik içeren ve içermeyen tansiyon ilaçlarının eşdeğer kabul edilmesine yönelik uygulamanın yürürlükten kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz.”
Açıklamada, Türk Eczacıları Birliği Eczacılık Akademisi üyelerinin de, ”Bilimsel olarak diüretik içeren ve içermeyen iki ilaç formunun eşdeğer kabul edilmesi olanaksızdır” görüşünde olduğu bildirildi.

Yorum Yapın

Grip bazen öldürücü olabiliyor

Edirne – Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Klinik Bakteriyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Figen Kuloğlu, gribe neden olan influenza adlı virüsün, bazı hastalarda zatürreye neden olarak ölüme yol açabildiğini söyledi.

Doç. Dr. Kuloğlu, TÜ Tıp Fakültesi Başhekimliği tarafından başlatılan haftalık bilgilendirme toplantısında, gribin, yüksek ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, boğazda yanma, kuru öksürük, aşırı yorgunluk gibi belirtilerle kendisini gösterdiğini söyledi. Zaman zaman soğuk algınlığıyla gribin birbirine karıştırıldığını belirten Doç. Dr. Kuloğlu, şunları kaydetti: ”Soğuk algınlığı ve grip zaman zaman karıştırılmaktadır. Her iki hastalık da virüsler tarafından oluşsa da farklı hastalıklardır ve farklı virüsler tarafından oluşturulurlar. Grip semptomları, soğuk algınlıyla benzer durumlar ortaya çıkarsa da grip, soğuk algınlığında ortaya çıkan durumların ağır geçmesi şeklinde görülür. Gribe neden olan influenza virüsü bazı kişilerde akciğerde ilerleyip, hastada zatürreye neden olup öldürebiliyor. Grip virüsünün ciddiyetine 20. yüzyıl başlarında, 1918 yılında yaşanan kıtalar arası grip

Yorum Yapın