ücret: 350 tl dir. detaylı bilgi için onur@varlos.net
Arşiv GÜNCEL
Sulama kanalından el bombaları çıktı
Malatya-Sivas kara yolu Tepeköy mevkisinde DSİ’ye ait sulama kanalından çıkarılan balçığın içinde bulunan bir kutuda 14 adet el bombası, 1 adet sis bombası bulundu. Jandarma, çevre güvenliği alarak, kanalın çevresinde kazı yaptı.
Tepeköy’de yaşayan Sabri Kızılca (35), yaklaşık 10 gün önce su kanalının temizlenmesi sırasında çıkan balçığın kanalın kenarına bırakıldığını, bugün işe giderken balçığın içinde bir kutu gördüğünü, kutuyu açtığında içinden el bombaları çıktığını söyledi.
Bombaların 1997-1999 tarihli gazetelere sarılı olduğunu ifade eden Kızılca, köy muhtarına ve jandarmaya haber verdiğini dile getirdi.
Sabri Kızılca’nın ihbarı üzerine olay yerine gelen jandarma ekipleri, çevre güvenliği alarak kanalın etrafında kazı yaptı.
Jandarma yetkilileri, bir kutudaki 14 adet el bombası ile 1 adet sis bombasının menşe konusunda henüz bilgi sahibi olmadıklarını, kriminal şubede inceleme yapıldıktan sonra net bilgi elde edileceğini belirtti.
Kazının tamamlandığı ve başka bir bulguya ulaşılmadığı da kaydedildi.
Atatürk Köprüsü 14 Nisan’da 4 saat trafiğe kapatılacak
Atatürk Köprüsü, onarım çalışması nedeniyle 14 Nisanda 4 saat süreyle trafiğe kapatılacak.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamada, Atatürk Köprüsü’nün, Azapkapı tarafındaki birleşme derzlerinde yapılacak onarım çalışması dolayısıyla 14 Nisan Salı günü 00.30-04.30 saatleri arasında araç ve yaya trafiğine kapatılacağı belirtildi.
Sürücülerin belirtilen tarihte alternatif olarak 00.30-03.30 saatleri arasında Yeni Galata Köprüsü’nü, 03.30-04.30 saatleri arasında ise Yeni Galata Köprüsü deniz trafiğine açılacağından Haliç Köprüsü’nü kullanmaları gerektiği kaydedildi.
Moldova’da 5 nisan seçimlerinin oyları yeniden sayılacak
Moldova’da Anayasa Mahkemesi, Devlet Başkanı Vladimir Voronin’in, 5 Nisanda yapılan seçimlerde kullanılan oyların tamamının yeniden sayılması talebini kabul etti.
Mahkeme Başkanı Dumitru Pubelere, oturumdan sonra yaptığı açıklamada, “Moldova Anayasa Mahkemesi,sonuç olarak, Merkezi Seçim Komisyonunun 9 gün içinde bütün oyları yeniden saymasına karar verdi” dedi.
Pubelere, oyların yeniden sayılmasının, muhalefetin istediği gibi seçmen listelerinin incelenmesini de içereceğini belirterek, “Bu iki konu birbiriyle yakından bağlantılı. Diğeri olmadan öbürünü yapamazsınız” diye konuştu.
Ülke, Komünist Parti’nin seçim zaferinin ardından şiddet olaylarının yaşandığı protesto gösterilerine sahne olmuştu.
CV’niz Bu Kadar Ucuz Olmasın!
CV’nizde neler yer alır?
Kişisel bilgileriniz, eğitim bilgileriniz, deneyimleriniz, yetkinlikleriniz; ve daha farklı bir kaç kategoride birbirinden değerli, “SİZ”e dair bir çok bilgi…
Kendinize ve geleceğinize ne kadar değer veriyorsunuz hiç düşündünüz mü? Ya da sahip olduklarınızın değerini ne kadar biliyorsunuz?
CV, size iş imkanı oluşturması kuvvetle muhtemel -ya da genellikle sadece muhtemel- her mecraya; “bir ihtimal” diye ileteceğiniz bir araç mı sadece?
Eğer böyle görüyorsanız; yanılıyorsunuz!
“CV’niz bu kadar ucuz olmasın!”
Bu sözün sahibi, Hedef Grup‘un İK yöneticisi Sn Atilla DENİZ.
Kurumsal bir randevu esnasındaki sohbetimizde kullandığı bu ifadeyi; “kendine uygun mu? değer katacak mı?” vb. soruları cevaplamadan her gördüğü firmaya rastgele başvuru yapan gençlere yönelik bir tavsiye olarak zikretmişti Atilla bey. Ve o anda “işte bu!” diyerek, not almıştım bilgisayarıma.
Yoğunluktan ancak bugün fırsat bulabildim yazmaya…
Özellikle kriz dönemlerinde, işsizliğin ve dolayısıyla iş bulamama kaygısının yüksek olduğu zamanlarda en çok yapılan hatadır; iyice ölçüp tartmadan her yere CV bırakmak.
Lütfen CV’nizi gözünüzün görebileceği bir yere açın ve şu şekilde tekrar bakın orada yazdıklarınıza :
Kişisel Bilgileriniz :
Sizin kimliğinizdir bu başlık altında yazdıklarınız; yaşadığınız onca zorluklara rağmen kavuşmayı başardığınız yaşınızdır, markanız olan ve hayatınız boyunca taşıyacağınız adınızdır, hayatınızı baştan başa farklılaştıran medeni halinizdir; vb.
Eğitim Bilgileriniz :
Ergenlik döneminin buhranlarına – zorluklarına rağmen, bir çok güzel ve çekici alternatif varken başarıyla bitirdiğiniz lisenizdir; tüm lise hayatınız boyunca ya da hiç olmazsa son bir yılı boyunca odaklandığınız, takdire şayan bir emek ve hatırı sayılır bir harcama ile hazırlanarak kazandığınız, delikanlı olmanın artılarıyla onca alternatif yol varken başarıyla bitirdiğiniz üniversitenizdir.
Deneyimleriniz :
Sizi her bir yeni gün için daha güçlü kılacak onca tecrübe – bilgi ve birikiminizdir.
Yetkinlikleriniz :
Edinmek için günler-haftalar, hatta belki yıllar verdiğiniz, masrafına katlandığınız; ve sonucunda kazanarak gelecek için elinizi kuvvetlendirdiğiniz artılarınızdır.
Ve şimdi düşünün! Bunca değeri içeren bir şey, her yere her şekilde iletilebilecek kadar “ucuz” olabilir mi?
Eğer, “ucuz” değilse;
Milyonlarca kişinin arasında kaybolmak mı? Yoksa size özel platformda, “temelde” size denk ya da yakın olanlarla birlikte değerlendirilmek mi?
Size milyonlarca kişiden herhangi biri gözüyle bakan; bu nedenle de farklılığınızın artısını yaşayamayıp, karmaşa içerisinde kendinizi güçsüz-değersiz hissettiren bir platformda olmak mı? Yoksa sizinle aynı dili konuşan, sizin farklılığınızı anlayan ve bu farklılığa göre dinamiklerini konumlandıran bir platformda olmak mı?
Sizinle aynı dinamikleri taşımayanlara ait formlarda kendi dinamiklerinizi ifade etmeye çalışmak mı? Sizin dinamiklerinize uygun formlarda farkınızı göstermeye çalışmak mı?
Birilerinin sizi bulabilme ihtimali olan bir yerde olmak mı? Yoksa sizi arayanların bulunduğu yerde olmak mı?
Sizce hangisi doğru karar?
Ankara’da Bir Travesti Öldürüldü!

Ankara Büklüm Sokakta bir travesti vahşi şekilde katledildi.
Elif (24) takma adlı travesti 11.04.2009 gece yarısı 01.30 sıralarında evinde vahşice öldürüldü.
Katilin kaçtığı tesbit edilen ticari taksi kısa sürede polis tarafından yakalandı.
Polis elde edilen deliller ışığında katil yada katillerin kısa sürede yakalanacağını söyledi.
Elifin Travesti arkadaşları büklüm sokak 33 numaralı arkadaşlarının evinin önünde toplanarak, olaya tepki gösterdiler.
Türkiye’deki Türk, Kürt, Laz sayısı

Türkiye’de yaşayan etnik gruplar araştırıldı. Sonuçlara göre Türkiye’de bakın kaç Türk, kaç Kürt, gürcü, arap vs. yaşıyor?
Milli Güvenlik Kurulu’nun talimatıyla 8 yıl önce üç ayrı üniversiteye yaptırılan ve sonuçları hiç açıklanmayan ‘Türkiye’deki Etnik Grupların Dağılım Raporu’, Malatya’daki kitabevi cinayeti davası dosyasına konuldu.
Malatya’da biri Alman üç misyonerin katledilmesinin üzerinden tam 14 ay geçti. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren dava dosyasına müdahil avukatları tarafından her gün yeni bilgi ve belgeler sunuldu. Bu belgelerden birisi de bugüne kadar kamuoyuna açıklanmayan ve MGK’nın talimatıyla yaptırıldığı iddia edilen Türkiye’deki etnik kimlik raporu.
Raporda Kürtler’den Gürcüler’e, Pomaklar’dan Lazlar’a, Boşnaklar’dan Arnavutlar’a kadar bir sınıflandırma yapıldı. Sonuçları kamuoyuna açıklanmayan rapor, 2000 yılında Erciyes, Elazığ Fırat ve Malatya İnönü Üniversitesi’ndeki öğretim görevlilerine MGK tarafından hazırlattırıldı. Prof. Şaban Kuzgun başkanlığında yürütülen proje kapsamında Türkiye’deki 68 il, ilçe, köy, mahalle ve sokaklar tek tek dolaşıldı. Yapılan çalışmada insanların hangi kökenden, mezhepten ya da tarikattan olduklarının profili çıkarıldı. İşte o rapora göre Türkiye’deki etnik grupların nüfuslarının dağılımı:
TÜRKLER: Türkmen, Yörük, Tatar, Tahtacı, Terekeme, Karaçay, Azeri gibi Türk soyundan gelen gruplar, Türkler’i oluşturuyor. Kökenleriyle ilgileri kalmayan bu grup 50 milyon civarında ve diğer Türkleşme sürecinde olanlar da dâhil edildiğinde bu sayı 55 milyona çıkıyor.
KÜRTLER: Raporda ikinci grup olarak Kürtler gösteriliyor. Sayıları 3 milyon civarında olan bu gruba Zazalar da dâhil edildiğinde Kürt nüfusu 12 milyon 600 bini aşıyor. Ancak bu sayının 2.5 milyonu ciddi derecede Türkleşme sürecinde ve bazı yerlerde Kürtlüğünü kabul etmeyen bile çıkıyor.
GÜRCÜLER: Ağırlıklı olarak Ordu, Artvin, Samsun ve Marmara bölgesinde yaşıyorlar. 1 milyona yaklaşan nüfusuyla Gürcüler, Karadeniz’deki birkaç ilde yaşayanların dışında Gürcüce’yi unutmuş durumda. Ancak son yıllarda Gürcistan’ın kurulmasıyla Gürcülüğe yönelik bir artış olduğu dikkat çekiyor.
BOŞNAKLAR: Adapazarı, İzmir ve Manisa’da toplu halde yaşayan Boşnaklar’ın nüfusu da 2 milyonu buluyor.
ÇERKEZLER: Değişik şehirlerde yaşayan Çerkezler de 2.5 milyon civarında ve Çerkezler’in yüzde 80′i Çerkezce’yi unutmuş görünüyor.
ARAPLAR: Başta Siirt, Şırnak, Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa, Hatay, Adana ve İstanbul’da yaşıyorlar. Türkiye’deki nüfusları 870 bin olarak gösteriliyor.
ARNAVUTLAR: Türkiye’deki nüfusları 1 milyon 300 bini aşmış durumda. Arnavut nüfusunun yarıdan çoğunun, Türkleşme süreci sonunda Arnavutluk’la hiçbir ilgisi kalmadı. 500 bin Arnavut da ise çok canlı bir şekilde ‘Arnavutluk şuuru’ var.
LAZLAR: Bütün Doğu Karadenizliler’in Laz sanılması yanlışından dolayı kalabalık sanılan Lazlar’ın gerçek sayısı 80 bin civarında. Çünkü bir Kafkas halkı olan ve Lazca konuşan gerçek Lazlar, Rize ve Artvin’in birkaç köyünde ve göç ettikleri birkaç Marmara şehrinde yaşıyorlar.
HEMŞİNLER: Lazlar gibi Rize ve Artvin’in bazı ilçelerinde yaşıyorlar ve sayıları 13 bin civarında.
POMAKLAR: Bazılarına göre Türk, bazılarına göre Slav ırkından olan Pomaklar da 600 bin civarındalar ve tamamıyla Türkleşmiş durumdalar.
DİĞER ETNİK GRUPLAR: Türkiye’de yaşayan diğer etnik grupların sayısı da 1 milyonu aşıyor. Bunların arasında çingeneler 700 binlik nüfusuyla başı çekiyor. Türkiye’de ayrıca 60 bin Ermeni, 20 bin Yahudi ve 15 bin Rum kökenli vatandaşın yanı sıra çok az sayıda Süryani de hayatını sürdürüyor.
PROF. KUZGUN KAZADA ÖLDÜ EKiP İŞİ BIRAKTI
Projenin başkanlığını yürüten 50 yaşındaki Prof. Dr. Şaban Kuzgun, 14 Mayıs 2000′de Kayseri-Malatya Karayolu’ndaki trafik kazasında hayatını kaybetti. Araştırmada görev alan diğer öğretim görevlileri de Prof. Dr. Şaban Kuzgun’un şüpheli ölümü üzerine aniden projeden ayrılma kararı aldılar. O dönemde bazı kesimler tarafından ‘inanç haritası’ diye adlandırılan bu çalışma “Fişleme yapılıyor” gerekçesiyle bir hayli de tartışılmıştı.
TÜRK NÜFUSU ARTIYOR
Raporun en çarpıcı başlıklarından biri ise Türkler’in nüfus artış hızında yatıyor. Buna göre Türk nüfusu son 15 yıldır az oranda artış gösteriyor. Buna karşılık Kürtler her yıl yüzde 2,5 oranında artış gösteriyor. Araştırmaya göre Boşnaklar her yıl binde 12, Türkler binde 8, Arnavutlar binde 5 oranında azalıyorlar. Buna karşılık Türkleşme oranının en fazla Kürtler’de olduğu, onları Boşnaklar’ın, Çerkezler’in ve Arnavutların takip ettiği görülüyor.
Güneydoğudan göç eden Araplar’da da yoğun bir Türkleşme hızı olduğu belirtiliyor. Bu arada bazı kaynaklara 5 ila 25 milyon kişi olduğu söylenen Aleviler’in nüfusu ise araştırmaya göre 8 milyon 750 bin civarında bulunuyor. Avrupa’daki 1 milyon Alevi ile araştırmanın tamamlanmadığı 8 il de dahil edildiğinde Türkiye’de 10 milyon civarında Alevi bulunuyor. Araştırmanın 8 yıl önce yapıldığı göz önüne alındığında bugünkü Alevi nüfusunun 11 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Buna göre Türkiye nüfusunun yüzde 85′i Sünni olarak göze çarpıyor.
Kabe İmamlarından Filistin Duası09Jan09
Bir çok mail geldi… Son günlerde Ülke TV ve TVNET ‘te yayınlanan Kabe imamı Ali Ahmed El Acemi’nin ve Es-Sudeys’in dualarını bulabilirmisiniz diye. Bazı kardeşlerimiz, kanallardan bu 2 duanın çekimini yapmış bende sizler ile bu 2 Görüntülü duayı paylaşıyorum. Gönülden Amin diyelim..
Allah’ım ümmeti gaflet uykusundan uyandır
Onları ölüm uykusundan dirilt
Allah’ım onların liderlerini ve yöneticilerini ıslah et
Allah’ım onların ellerini hak üzeri tut
Onların kalplerine senin korkunu ver
Onların kalplerinden kafirlerin korkularını çıkar
Onların kalplerine imanı yerleştir
Allah’ım onların işlerini ıslah et
Allah’ım onları islamla izzetlendir
Ve islamı onlarla izzetlendir
Allahım cihadı onlarla zenginleştir
Ey alemlerin rabbi
izzet senindir Allahım dinimizi izzetlendir
Dönüş sanadır
Allah’ım bize ulemamızı bereketlendir
Bizi onların ilmi ile faydalandır
Onların basiretlerini aç Onların derecelerini yücelt
Allah’ım onlara bize karşı hakkı söylet
Dinine yardım et
Onlar kınayıcının kınamasından korkmasınlar
Ey alemlerin Rabbi
Allahım bizi selahaddin gibi izzetli kıl
Allahım bizi Ömer gibi izzetli kıl
Allahım bizi Ebubekir gibi izzetli kıl
Allahım bizi Osman gibi izzetli kıl
Allahım bizi Ali gibi izzetli kıl
Ey Alemlerin Rabbi
Allahım islamı yeryüzünün her yerine hakim kıl
Dininin sancağını yücelt
Kafirlerin bayrağını alçalt
Allahım kafirleri rezil et
Allahım muhakkak ki onlar senin dinine düşmandırlar
ve senin dostlarını öldürüyorlar
Onlara büyük bir lanet ile lanet et
Allahım hain devleti sana şikayet ediyorum
Allahım onların liderlerini sana şikayet ediyorum
Allahım onlar azdılar ve kibirlendiler
Kardeşlerimizi katlettiler
Kız kardeşlerimize kötülük yaptılar
Çocuklarımıza şer bulaştırdılar
Bizlere mescidi aksayı men ettiler
Allahım onları sana havale ediyorum
Allahım domuzları ve maymunları sana havale ediyorum
Allahım bize şaşılacak kudretini göster
Allahım mescidi haramda ve mescidi nebevide
nasıl namaz kılıyor isek
bizleri mescidi aksada da iki rekat namazla rızıklandır
Yahudilere rağmen bunu bize nasib et
Ey alemlerin rabbi
Allahım kitabını yaşamayı nasib et
Allahım kardeşlerimize yeryüzünün her yerinde yardım et
Cihad bayrağını yücelt Dinini zenginleştir
İzzet senindir
Ey alemlerin rabbi
Allahım bizi filistinde bir araya topla
Ey alemlerin Rabbi
Allahım bizi ateşten koru
Ey alemlerin Rabbi
Allahım sen şüphesiz celalin ile yakın semaya inersin
Ve isteyen varmı ona vereyim dersin
Affedilmeyi isteyen var mı?
Affedeyim dersin
Allahım bütün günahlarımızdan sana istiğfar ediyoruz
Allahım sana tevbe üzerine söz veriyoruz
Allahım sana istikamet üzerine söz veriyoruz
Allahım sana ihlas üzerine söz veriyoruz
Ey alemlerin sahibi
Allahım senden rızanı ve cenneti istiyoruz
Ey alemlerin Rabbi
Allahım kitabımızı bize sağımızdan vererek bizi rahatlat
Ey alemlerin rabbi
Allahım senin nurlu yüzünle
bizleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmanı isteriz
Senin nurlu yüzüne bakarak rızıklanmayı isteriz
Ey alemlerin rabbi
Ey yaratan Allahım Ey alemlerin sahibi
Ey göğün ve yerin Rabbi ve onlara
merhamet eden Allahım
Eğer sen bize azab edersen buna güç yetirensin
Eğer sen bize merhamet edersen
şüphesiz sen mağfiret edicisin
Ey alemlerin Rabbi
Allahım bu duamıza icabet ancak sendendir
Sen izzetlisin ve her türlü noksan sıfattan münezzehsin
Bütün nebilere selam olsun
ham alemlerin rabbine
ya rabbi dualarımıza icabet et
Vizyona girecek yeni Türk Filmleri
Hazır Altın Portakal Film Festivali prestijli ulusal yarışma bölümü ile başlamış iken, Türk Sineması’nda gelecek programa bir bakalım dedik. Neler var, neler yok, heyecanla beklenenler, en iddialılar… Hepsi bu yazıda…

Geçtiğimiz sezon Türk sinemasında üretim açısından uzun zamandır görülmemiş bir canlılık yaşandı. Hemen her hafta en az bir yerli yapımın vizyona girdiğini gördük. Ancak, buna bağlı olarak, büyük gişe rakamlarına ulaşan filmlerin de sayısı azaldı. Çok fazla seçenek arasında bölünen seyirci, birkaç bariz popüler örnek dışında, filmlere 100 binler halinde akın etmedi.
Bunun ufak çapta bir endişeye sebep olmadığını söyleyemeyiz. Artık ortalama bir Türk filminin bütçesinin milyon dolar civarında dolaşmaya başladığını düşünürsek, 200-400 bin aralığında dolaşan seyirci rakamları, büyük bir kar getirmediği için para bulmayı da güçleştirebilirdi. Neyse ki hızla büyüyen bir DVD pazarı ve dijital yayın platformları açığı kapatıyorlar.
Türk filmlerinin seyircisi çok sayıda filme bölünmüş gözükse bile, filmlerin önemli kısmının nitelikleri konusunda tatmin oldu diyebiliriz son bir sene içinde. Hedefi sadece para olan birkaç başarısız örnek izlemedik değil ama sinemamızın popüler kanadından Son Osmanlı: Yandım Ali, Hokkabaz, Küçük Kıyamet veya Sınav gibi gayet kalburüstü işler de çıktı. Buna karşılık, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem gibi Türk sinemasının ciddiye alınan isimlerinin son projelerini izledik. Arada Polis ve Dondurmam Gaymak gibi sürprizler, Takva gibi kimilerince çoktandır beklenen başarılar çıktı karşımıza.
Bu yıl, yine neredeyse geçen yıl kadar çok film üretilmekte sinemamızda. Kültür Bakanlığı’nın proje destekleme fonuna yapılan başvuruların kabul edilenleri dışında, devletten destek alamayan onlarca projenin de ilerlemekte olduğunu görünce, gerçekten mutlu oluyoruz. Hala bazı değerli insanların fırsat bulamadığı, çok sayıda nitelikleri yetersiz insanınsa sadece cesaret, para ya da bağlantıları sayesinde film yapmaya soyunduğu da muhakkak. Dolayısıyla, iyi filmler kadar kötü filmler de izleyeceğiz önümüzdeki aylarda. Ama kötü örnekler zaman içinde ayıklanır ve Türk sineması bu üretim potansiyelinden her şekilde güç kazanır diye düşünmek gerek.
Şimdi kısaca bu sezon karşımıza çıkacak yerli yapımlardan bahsetmeye değer gördüklerimiz hakkında bilgi vermek istiyorum:
Ekim
Janjan: Bu ayın ikinci yarısında gerçekleşecek olan Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışacak olan yapımlardan üçünü aynı ay içinde sinemalarda da görme şansımız olacak… Sır Çocukları filminin yönetmenlerinden biri olarak hatırlayacağımız Aydın Sayman, Janjan adlı yeni işiyle Ulusal Yarışma bölümünde festivalin. Okul filmi ve en son Hatırla Sevgili dizilerinden hatırlayacağımız Berk Hakman ile Genco dizisinin yıldızı Selen Seyven başrollerde. Dizilerden tanıdığımız simaları sinema filmlerinde sık görmeye devam edeceğiz zaten anlaşılan. Kütahya’da çekilen film, köyün delisi ile güzel bir kızın aşkını anlatıyor.
Rıza: Diğer iki Ekim filmi, biraz daha yüksek profilli. Sinemasal zayıflıklarına rağmen içeriği sayesinde çok övgü almış Hiçbiryerde filminin yaratıcısı Tayfun Pirselimoğlu, yeni filmi Rıza ile Antalya’nın da bir diğer konuğu. Daha önce Berlin Film festivali’nde de gösterilmiş olan film, bozulan kamyonetini kaybetmemek için mücadele veren bir şoförü anlatıyor. Popüler olmaya oynamayan, sinemamızın entelektüel kanadından bir yapım karşımızdaki. Başarılı olup olmadığını göreceğiz ama sezonun bu anlamda en iddialı, en önemsenecek işlerinden biri olduğu muhakkak.
Yaşamın Kıyısında: Fatih Akın’ın yeni filmi Yaşamın Kıyısında’sını Türk filmi olarak kabul edip burada değerlendirmeye niyetim yoktu. Fakat Antalya Film Festivali’nde Ulusal Yarışma’ya kabul edildiyse, bizim bu tanımlamaya ayak dirememiz zor. Karşımızdakinin öncelikle bir Alman yapımı olduğunu unutmadan, Cannes’da En İyi Senaryo ödülünü kazanmış ve Oscar’a ülkesi adında aday adayı olarak gönderilmiş bu filmin, sezonun en önemli yerli işlerinden biri olacağını söyleyebiliriz. Fatih Akın bu topraklardan beslenmeyi hiç kesmediğine göre, biz de onun başarısından sebeplenmeye devam edelim bari…
Kasım
Kasım ayı, yerli yapımlar açısından daha da zengin geçecek. O zamana kadar Antalya’da yarışıp belki çeşitli kategorilerde ödül de almış filmler vizyona çıkmaya devam edecekler. Bunların arasında en önemlileri Cemal Şan ile Semih Kaplanoğlu’nun yeni filmleri olacak muhtemelen.
Zeynep’in Sekiz Günü: Cemal Şan’ın senaryosunu bir hafta içinde yazıp yine alışılmadık ölçüde kısa bir sürede çektiği Zeynep’in Sekiz Günü, Fadik Sevin Atasoy’un canlandırdığı Zeynep’in bu kısıtlı süre içerisinde yaşadıkları sebebiyle geçirdiği radikal değişimi ele alıyor. Yine fazlasıyla marjinal bir noktada duran ve geniş seyirci kitleleriyle ilişki kurması zor bir film. Peki ama iyi bir film mi? Onu bekleyip göreceğiz.
Yumurta: Semih Kaplanoğlu’nun Yumurta’sı ise, seyirciye ulaşmak konusunda biraz daha şanslı olabilir. Başrollerinde Nejat İşler gibi giderek olgunlaşan bir aktör ve seyircimizin televizyonlardan tanıdığı Saadet Işıl Aksoy gibi güzel bir yüzü barındıran film, Saraybosna Film Festivali’nde layık görüldüğü En İyi Kadın Oyuncu ödülüyle Aksoy’un güzel bir yüzden daha fazlası olduğunu da ispatladı. Cannes Film Festivali’nde de gösterilip beğeni toplayan film, bu yıl Avrupa Film Akademisi’nin ödülleri için seçilen 42 filmlik ön eleme listesine seçilen tek Türk yapımı. Kaplanoğlu’nun önceki filmi Meleğin Düşüşü kadar marjinal bir noktada durmuyorsa, seyircimiz ile de belli bir teması olabilecek bir filme benziyor Yumurta.
Fikret Bey: Tiyatro kökenli Selma Köksal’ın ilk filmi Fikret Bey, geçtiğimiz İstanbul Film Festivali’nde de gösterilmişti. Yaşlı bir adamın tek bir günü üzerinden Türkiye’nin değişimini anlatmaya çalışan filmin tek güçlü kozu, filme adını veren bu yaşlı adamı canlandıran Erol Keskin.
Saklı Yüzler: Handan İpekçi’nin uzun bir süreçte türlü maddi zorlukları aşarak nihayet tamamladığı Saklı Yüzler projesi de Antalya’da yarışıyor. Başrolde, ilk sinema deneyiminde Şenay Aydın ve yine Berk Hakman var. İpekçi’nin bu filmi nihayet tamamlayıp vizyona sokabiliyor olması sevindirici. Umarız, çekimlerin arasında giren uzun süreçler filmin bütünlüğüne bir zarar vermemiştir. Ve umarız, filmin tek silahı siyasi bir sivri dillilik değildir.
Mülteci: Sivri dil demişken, Reis Çelik’in yeni filmi Mülteci de Kasım başında vizyonda. Başrolünde nam-ı diğer Pusat, Haluk Piyes’in oynadığı film, siyasi bir iş ve tartışma yaratması muhtemel. Ama bir kez daha, yönetmenin önceki işlerinin sinemasal zayıflıkları bir şüphe duvarı örüyor önümüze.
Anka Kuşu Bana Sırrını Aç!: Kasım ayının diğer filmleri biraz daha popüler olma iddiasını taşıyor. Bunların başında, Mesut Uçakan’ın Matrix-vari olarak tanımlanan Anka Kuşu: Bana Sırrını Aç projesi geliyor. Şu an vizyon tarihi 9 Kasım olarak gözüken film, belli ki İslami bir bakış açısıyla Batı tarzı büyük şehir yaşamlarımızı yermek gibi bir niyeti de taşıyor.
Filmin şu ana kadar ulaşabildiğimiz görsel malzemeleri, Uçakan’ın bilimkurgu iddiasını nasıl taşıyacağına dair ipucu vermiyor doğrusu. Ama bir kez Matrix lafı ağızlardan çıkmışken, karşımıza Takva filmine benzer bir görsellikten fazlası çıkarılmayacaksa, seyircinin tatmin olması gerçekten zor. Çünkü seyirciye sadece Matrix’in kurduğu yapı yeteli gelmeyecektir; insanlar bu filmden başarılı görsel efektler de bekliyorlar. Şu ana kadar seyircinin çok ciddiye almadığı bir proje oldu bu, eğer yapımcılar farkındaysa; ama yine de belli bir merak uyandırıyor ve bunun karşılığını verebilirlerse, elbette gişe potansiyeli var Anka Kuşu’nun.
Beyaz Melek: Mahsun Kırmızıgül’ün adının yönetmen olarak Beyaz Melek’in altında gözükmesi, filmin ticari garantisi gibi gözüküyor. Yıldız Kenter, Nejat Uygur, Erol Günaydın, Gazanfer Özcan ve Ali Sürmeli gibi isimlerin yanında Kırmızıgül’ün kendisi ve Avrupa Yakası adlı TV dizisiyle ile ünlenen Sarp Apak filmin başrollerinde.
Böylesine bir kadro, böyle bir yönetmen ve insanların yüreklerini ısıtmayı amaçlayan bir öykü ile film çok iddialı gözüküyor. Ama şunları da unutmamak lazım: Mahsun Kırmızıgül’ün son televizyon işleri tutmadı ve onun izleyicisinin ne kadar sinemaya gider bir kitle olduğu tartışılır. Ayrıca, bizim seyircimizin bu kadar çok karakterli ve olasılıkla yan öykülü filmlere çok yatkın olmadığını da düşünmeliyiz. Dolayısı ile, Beyaz Melek’in gişe başarısını garanti gibi görmek doğru olmaz. Ama hiç değilse filmin reklamının doğuracağı meraktan, kendisini kurtaracak kadar bile olsa seyirci çekecektir.
Sıfır Dediğimde: Bir başka ilk filmse, Gökhan Yorgancıgil’in Sıfır Dediğimde adlı çalışması olacak. Bilinçaltı, hipnoz gibi meselelere giren bir psikolojik gerilim filmi olma iddiasında bu yapım. Fakat Hollywood’un elinde bile çoğu zaman başarısız olan bir izlek bu. Hele ki bizim seyircimiz, Güzel Sanatlar öğrencileri ve psikiyatristler arasında geçen bir işi fazlasıyla kendine yabancı, soğuk bulacaktır. Nedense genç seyircimiz bizim de Hollywood tarzı gerilim filmleri yapmamızı çok arzu ettiğinden, Oktay Kaynarca ile Hazım Körmükçü gibi isimlerin başrollerinde yer aldığı bu filme belli bir ilgi gösterilebilir. Fakat daha fragmanlarından itibaren fazlasıyla yapay bir his geçmiyor değil bu filmden.
Musallat: Ve Musallat ile sinemalarımızda cinlerin istilası başlayacak. Alper Mestçi’nin filmiyle başlayacak bu dalgaya, Aralık sonunda Semum katılıyor.
Aralık
Semum: Dabbe, yerli korku filmi denemelerimiz arasında kayda değer gişe başarısına ulaşan tek örnekti.
Takip eden filmlerin aynı başarıyı tekrar edemediğini gördük. Hasan Karacadağ’ın ismi Semum’un avantajı. Bütün bu filmlerin birbirinden ne farkı olacak doğrusu bilemiyorum ama Musallat’ın ve Semum’un sezonun para kazandırması olası filmleri olduğunu göz ardı edemeyiz.
Kabadayı: Aralık ayında vizyona girecek diğer yerli yapımlar arasında en dikkat çekici olanı, şüphesiz Kabadayı. Yavuz Turgul’un senaryosundan Ömer Vargı’nın çektiği film, Şener Şen ile Kenan İmirzalıoğlu’nu bir araya getiriyor. Seyircinin gözünde bunun kaliteli bir film olacağına dair pozitif bir önyargının şimdiden mevcut olduğuna şüphe yok. Fakat yine de tanıtım adına, antipatik ilk fragmanlardan daha iyisini yapmaları gerekiyor. Hiçbir seyirci parasını bir filme koşulsuz harcamıyor diye düşünüyorum.
Hicran Sokağı: Senaryoları en çok filme çekilmiş isim olarak Guinness rekorlar kitabına girmiş olan Safa Önal da bu yıl filmografisine şık bir nokta koymaya karar vermiş. Yeşilçam’ın hayatta olan büyük isimlerini kamera karşısına geçirdiği Hicran Sokağı, Önal’ın kendi bildiği şekilde bir film yapmaya niyetlendiği bir yapım. Doğrusu, eski Yeşilçam aktörlerini bir araya getirip nostaljik işler ortaya çıkarmayı deneyenler daha önce de oldu ve bu denemeler seyirciden beklenen karşılığı görmedi. O eski Yeşilçam dokusunun bugün, yeni bir filmde seyircimize ne anlam ifade edeceğini de kestirmek zor. Ama Safa Önal’ın samimi bir film ortaya çıkarıp bizi keyiflendireceğine dair umudumuz da var.
O Kadın: Aralık ayında bizi ilginç bir deneme daha bekliyor. İlk filmini çeken Korhan Bozkurt, öyküsünü Sezen Aksu şarkıları üzerinden anlatmayı tercih etmiş. O Kadın adlı filmde Selin Demiratar, Tardu Flordun ve Burak Hakkı gibi özellikle televizyon izleyicisinin aşina olduğu yüzler yer alıyor. Yalnız, filmin hiç diyalog içermediği ve sadece şarkılarla anlatıldığı kısmı tam olarak doğru değil. Çünkü filmin diyaloglu kısımlarında da Erol Günaydın ile Nefise Karatay yer alıyormuş. Doğrusu merak uyandırıcı bir proje ve seyircinin nasıl tepki vereceğini kestirmek de güç. Ama gerçekten romantik bir iş çıkarsa, tutması pekala mümkün.
ve 2008
Cennet: 2008’ e girdiğimizde, bizi ilk olarak Biray Dalkıran’ın Cennet adlı filmi karşılayacak. Araf’tan sonra bu ikinci filminde Dalkıran fantastik sinema alanına yelken açıyor. Uluslararası bir özel efekt ekibiyle çalışıldığını ve filmin bu anlamda iddialı olduğunu duyuyoruz. Eğer gerçekten inandırıcı bir iş çıkarılabildiyse, ne güzel. Başroldeki Engin Atlan Düzyatan’ın son derece yetenekli bir genç oyuncu olması da bir başka güven verici unsur. Tek can sıkan, internette filmle ilgili karşımıza çıkan bir iki karenin zayıflığı. Afiş güzel, filmle ilgili bilgiler güzel. Umuyoruz ki, filmin sadece ambalajı değildir şık olan.
O… Çocukları: Ocak ayının diğer iki filmi çok daha iddialı. Kronolojik olarak ilk gelen, Beynelmilel’in yönetmeni Sırrı Süreyya Önder’in filmi . Böyle bir isme başrolde Cem Yılmaz’ı ekleyince, ortaya bir gişe canavarının çıkmaması mümkün mü? Henüz film hakkında detaylı bilgiye sahip değiliz ama çok konuşulacak bir yapım bizi bekliyor.
Ulak: Çağan Irmak’ın Ulak’ı ise uzun süredir gündemimizde ve buna rağmen hakkında hala az şey biliyoruz. Yönetmenin büyük başarı elde etmiş önceki filmi Babam ve Oğlum’un kadrosunda yer alan Çetin Tekindor, Yetkin Dikinciler, Hümeyra ve Şerif Sezer bu filmde de mevcutmuş. Bunlara 2 Genç Kız’dan Feride Çetin ile Zuhal Gencer ve Selda Özer de eklenmiş. “Geçmiş çağlara ait bir intikam hikayesi” olarak tanımlanan filmin bir büyük yapım olduğu anlaşılıyor. Çekimler için özel bir köy kurulduğu söyleniyor. Umuyoruz ki filmin çevresinde oluşturdukları bütün bu merakın hakkını veren bir iş çıkarırlar. O zaman büyük bir başarı elde edecekleri kesin.
Plajda: Şubat ayında Murat Şeker’in Sinan Çetin yapımcılığı altında çektiği Plajda, son dönemin diğer sözde gençlik filmlerine nitelikli bir cevap olmayı amaçlayacak. Çoğu tamamen gişeyi hedefleseler de Sinan Çetin’in şirketlerinin yapımcı olarak çok sayıda filme destek verdiğini göreceğiz bu sene.
Sacayağı: Küçük bir kasabada geçen sıcak bir öykü aktarmayı vaat eden Sacayağı ise Berrin Dağçınar’ın ilk filmi. Zeki Alasya ve Tarık Pabuçcuoğlu başrollerde. Bu tür filmlerin bir izleyicisi var ülkemizde. Belli bir sinemasal düzeyi tuttururlarsa tabii…
Münferit: Ülkemizde kara film denemelerinin ise bir seyircisi olduğunu söylemek zor. Dolayısıyla, tiyatro kökenli Dersu Yavuz Altan’ın ilk filmi Münferit, riskli bir proje. Yönetmenin kendi alanında yetkin biri olduğunu düşünmemize yetecek kadar veri mevcut. Filmi görmeden peşin bir hükümde bulunmamak en iyisi.
Kulağımıza Gelenler…
Henüz gösterim tarihi bilgisine sahip olmadığımız birkaç ilgi çekici proje daha var bu yıl. Önümüzdeki bahar aylarına kadar izlemeyi bekleyebiliriz bu filmleri. Ezel Akay’ın Turkish Dracula projesi mesela. İlerlediğine dair daha somut bilgilerin mevcut olduğu Tatil Kitabı ise küçük bir çocuğun gözünden köy yaşamını aktaran sıcak Anadolu filmlerine mükemmel bir örnek olabilecekmiş gibi duruyor. Önümüzdeki sezonun Dondurmam Gaymak’ı veya belki ufak bir Vizontele’si, Babam ve Oğlum’u bile olabilir seyircinin ilgisi anlamında.
Yeni projelerin en iddialısından ise bir süredir pek ses çıkmıyor. Dumlupınar denizaltısının batışını anlatacak olan Derin Su, etkileyici fragmanlarla tanıtıma başladı geçen sene. 29 Ekim 2007’de vizyona çıkmasını bekliyorduk aslında. Ancak Ömer Faruk Sorak’ın projesinden haber alamıyoruz kaç zamandır. En pahalı Türk filmi olacaktı Derin Su ve muhtemelen de gişe rekorlarını kıracaktı. Bakalım tekrar ne zaman haber alacağız bu projeden? Ama filmin tanıtımına böylesine uzun bir süre ara vermek hiç akıllıca bir taktik gibi gözükmüyor, bizden söylemesi…
Böylece, sezonun kayda değer yerli yapımlarının hemen hepsinden bahsetmiş olduk herhalde. Umut verici bir sezon bekliyor bizi şüphesiz. Umarım biz iyi filmler izleriz, sinemacılar da iyi paralar kazanırlar. Kazanan her şekilde Türk sineması olur…
İstanbul Emniyeti’nden ‘PKK Bombası’ tepkisi
Emniyetten yapılan yazılı açıklamada, söz konusu gazete haberinde, ”Beylikdüzü’nde bir kafeye bomba atanların Güngören sanığı PKK’lılar değil, eski bomba uzmanı iki emekli polisi de kapsayan bir çete olduğu ortaya çıktı. Çete, Jandarma’nın dinlemesine takılmış” ifadesi kullanılarak, İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından yapılan açıklamanın yanlış olduğunun iddia edildiği hatırlatıldı. Açıklamada, şöyle denildi:
”Konuyla ilgili olarak yapılan tetkikte, İstanbul Güngören’de 17 kişinin ölmesine yol açtıkları ve PKK örgütü mensubu oldukları gerekçesiyle 29 Haziran 2008 günü yakalanan kişilerin; 15 Haziran 2008 günü Beylikdüzü’nde bir çay bahçesinde meydana gelen patlamanın da kendileri tarafından gerçekleştirildiğini polis ifadesinde belirtmeleri ve elde edilen diğer bilgiler çerçevesinde bu patlamanın bölücü terör örgütü tarafından gerçekleştirildiği anlaşılarak, bu yöndeki açıklama 02 Ağustos 2008 tarihinde sayın İçişleri Bakanı tarafından kamuoyuna duyurulmuştur. Yakalanan örgüt mensupları halen tutuklu olarak yargılanmakta ve asli failin aranmasına devam edilmektedir.”